her an durduran beni, cezmim; elveda!!

19/8/2009 - tevekkül

Kategori: nesir

Efendimiz (sav)i üzüntü basınca şöyle derdi:

Kullara karşı ALLAH bana yeter.

Mahluklara karşı HALIK bana yeter.

Rızık yiyenlere karşı rızık veren bana yeter.

Bana O yeter ki ancak O yeter.

Bana ALLAH yeter.

O ne güzel bir vekildir.

Bana ALLAH yeter.

O’ndan başka ilah yoktur.

O yüce arşın sahibidir.

 

(C.Sağir)

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

18/8/2009 - sevda dedim..

Kategori: siir

Sevda dedim, bilir misin,
Göze almak ölümü.
Sevda dedim, öyle değil,
Hiçe saymak bir ömrü.

Sevda dedim, terk etmek,
Ana, baba, kardeşi,
Eşi, dostu, arkadaşı,
Yâri, yâreni.

Sevda dedim, bilir misin,
Vazgeçmek maldan mülkten.
Sevda dedim, öyle değil,
Değişmek dipten kökten.

Sevda dedim, bilir misin,
Ömrü mevzide geçmek.
Sevda dedim, öyle değil,
Allah'ı tek yâr seçmek.

Elif Eren

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

12/4/2009 - ...

Kategori: biz_ce


Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

19/3/2009 - zaman..

Kategori: siir


düşünmeyi bırak,
zaman tükeniyor..

“bizim” için de,

“onlar” için de..

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

1/1/2009 - KUDÜS için ne yapabilirim??

Kategori: nesir

İslâm’ın mübarek ve kutsal mekanlarının üçüncüsü ve ilk kıblemiz Mescid-i Aksa’yı yüreğinde taşıyan şehir kırk yıldır Yahudi işgali altında… Esir, boynu bükük, her gün şehitler veren, bağrında milyonlarca mağdur ve mazlum barındıran Filistin’in başkenti Kudüs…İslam dünyasının kanayan yarasının sürekli kan damlatan kalbi Kudüs… Bu şehrimiz tarihimiz boyunca defalarca saldırıya ve işgale maruz kalmıştır.

Hz. Resül, Peygamberimiz Muhammed’den (s.a.v) İsra ve Miraç yadigarı olarak kalan ve Cenab-ı Allah’ın bu ümmete tevdi’ ettiği kutsal şehir, İslamî fetihten sonraki tarih diliminde de iki kez esir düştü. Haçlılar beşinci/onbirinci yüzyılda bir dönem bu kutsal mekanı ele geçirdiler. Fakat bu işgal uzun sürmedi… Zira İslam ümmeti bu acıya dayanamadı, bu zilleti kabullenemedi. Bu mübarek şehrin işgalini ve esaretini bir asra yakın bir müddet kalbinde ızdırab taşıyarak sabırla yeniden fethetmeye azmetti ve bu azmini gerçekleştirdi. Ümmetin dava sahibi imanlı mensupları bu işgale karşı direnmeyi bir görev kabul ettiler. Nihayet Salahaddin el-Eyyubî gibi şanlı bir Müslüman kumandan bu şehrimizin işgalini ve esaretten kurtulması meselesini kendisine dert edindi. Bunun için bu işgal uzun sürmedi. Salahaddin tarafından Kudüs’ün yeniden fethedildiği günler öncesinde yaklaşık yarım asır süren heyecan dolu bir dönem yaşandı.

İşte o günlerde herkesin kalbi Kudüs için çarpıyordu. Şairler Kudüs için şiir yazıyorlardı. Marşlar Kudüs için çalınıyordu. Anneler bebeklerini uyutur ve avuturken Kudüs ninnileri ve marşları söylüyordu. Gençlerin ağzında hep Kudüs vardı. Kudüs’ün işgali zihinleri işgal ediyordu. Her dava sahibi Müslüman’ın kalbinde Kudüs taşınıyordu. Kalplere hâkim olan bu mübarek belde, orduları harekete geçiriyor, konferans ve toplantılar Kudüs için yapılıyordu. İlim adamları öğrencilerine, kumandanlar askerlerine hep Kudüs’ü hatırlatıyor ve esaretinin bitmesi gerektiğini zihinlerinde sürekli tutmalarını istiyorlardı.

Kısaca her mü’min ve her Müslüman “ben Kudüs için ne yapabilirim?” sorusunu kendi kendine soracak duygu ve sorumluluğu taşır olmuştu. İlim adamları, devlet adamları, kumandanlar, askerler, esnaf ve tüccar, sanatkâr, âmir-memur, genç-ihtiyar, anneler babalar ve çocuklar herkes, herkes bu soruyu soruyor ve sorumluluktan kurtulmanın yollarını arıyordu. “Ben Kudüs İçin ne yapabilirim”

Zira Kudüs’ün işgal altında olması bütün bir ümmeti sorumlu konumda tutuyordu. Herkes bu durum karşısında bir sorumluluk taşıyor ve kendi kendisine bir konum biçmeyi de görev kabul ediyordu. Zira ümmetin ilk kıblesi haçlıların işgali altındaydı. “Ben Kudüs için ne yapabilirim” sorusunu hep kendi kendisine soran ümmetin ferdleri bazen bu cevabı yine kendileri buluyorlardı.

Haçlı işgalinin sürdüğü o elim dönemde Atabeklerden Nureddin Mahmud Zengi zamanında yaşayan Halepli bir marangoz bu soruyu kendi kendine sorunca cevabını yine kendi mesleği ve imkanları içinde bulmuştu. Bir marangoz Kudüs’ü nasıl kurtarır veya oturduğu Halep’teki dükkanından bu şehrin işgalden kurtulması için ne yapabilirdi? Savaşa mı gitmesi gerekir, belki yaşı müsait değildi. Belki çoluk çocuğunu emanet edeceği kimse yoktu. Ama “Ben Kudüs için ne yapabilirim” sorusunu da zihninden asla eksik etmezdi. Bir marangoz Kudüs için ne yapabilir diye sürekli düşünürken zihni Kudüs’ün fethi ile meşgul olduğundan hatırına hemen bir görev gelir. Benim de görevim budur der: “Ben bir marangozum, yarın Allah’ın izniyle Kudüs fethedilecek ve ilk kıblemiz Mescid-i Aksa özgürlüğüne kavuşacaktır. Ama ne yazık ki zalim haçlılar bu mescidin minberini yok etmişlerdir. O halde ben de bu yüce mescide güzel bir minber yapabilirim. Bir marangoz olarak benim de bu şehre katkım bu olabilir.”

Bir mü’minin düşüncesi, bir Müslüman’ın zihni budur. Her insanın kendi çapında kendi imkanlarıyla yapabilecekleri vardır. Önemli olan neyi yapabileceğini düşünmektir. Minberi aylar süren bir gayret sonucunda yapar bitirir ve dükkanının bir kenarına koyar. Ben hayatta iken Kudüs işgalden kurtulur ve Mescid-i Aksa özgürlüğüne kavuşursa kendi ellerimle bu minberi götürür yerine yerleştiririm, yok eğer ben o fetih günlerinde hayatta olmaz isem, Müslümanlar bu minberi o mübarek şehri fethedecek olan kumandana teslim etsin ve Mescitteki yerine yerleştirilsin. Bu minber tam kır iki yıl o marangozun dükkanında bekler. Sonra Kudüs Salahaddin tarafından fethedilince olayı bilen bu büyük kumandan derhal Haleb’e bir ekip gönderip minberi Kudüs’e getirtir ve yerine yerleştirir. Minber 26 Receb 583 /1187 tarihinden 21 Ağustos 1969 tarihine kadar tam 782 yıl yerinde kalır. Ancak Mescid-i Aksa Siyonist işgalin fanatikleri tarafından yakılınca sadece birkaç parçası elde kalır. Bu gün bu parçalara bakılarak minber yeniden Türkiye’de yapıldı. İnşaallah en yakın zamanda yerine yerleştirilecektir.

Ama bu gün Kudüs hâlâ işgal altındadır ve hem de kırk yıldan beri süren bir Siyonist işgal… Irkçı, zorba, faşist ve batının desteğini arkasına almış, alabildiğine şımarık ve küstahça tavrıyla insafsızca zulmüne devam eden Yahudi işgali… Ve bunu karşısında büyük bir İslam dünyası, eli kolu bağlı olarak duruyor. Bu toprakları 7 Haziran 1967 tarihinde kaybettiğimizde Filistin ile ilgili böyle bir direniş ve bilinç varolmadığı gibi o günün İslam dünyasının başında bulunanlar da daha çok dışa bağımlı ve ABD ile Avrupa’nın kuyrukluğunu yapan bir yönetim tarzını sürdürüyorlardı. Bugün oluşan İslamî hareket ve İslamî bilinç yönetim kadroları üzerinde belli ölçüde de olsa bir etki yapmış ve genel halk kitlesinde önemli bir düzeyde bir Filistin’i dava edinme bilinci ortaya çıkarmıştır. Bu bilinç ile Halepli marangozun sahip olduğu bilinç hemen hemen aynı ortak paydaların bilincidir. O günlerde haçlı işgaline son verme heyecan ve gayreti vardı. Bu gün de bilinçli Müslümanların Filistin’e sahip çıkma ve Mescid-i Aksa’yı esaretten kurtarma arzusu ve gayreti vardır. Bu konuda hassas olan ve elinden geldiğince gayret eden Müslümanlar “Kudüs için ben ne yapabilirim” sorusunu sürekli olarak kendi kendilerine sormak zorundadırlar. Her Müslüman bu soruyu zihninde sürekli olarak canlı tutarsa, önümüzdeki yıllar Kudüs’ün geleceğinin daha da aydınlık günlere taşınacağı anlamını verecektir.

Aynen Kudüs’ün haçlı işgalinden kurtarıldığı günlerde olduğu gibi herkes Salahaddin el-Eyyubi’ni taşıdığı bilinç ve sahip olduğu duyguya sahip olursa bu mübarek şehir elbette esaretten kurtulacaktır. Salahaddin Kudüs işgali günlerinde şöyle düşünüyordu:

“Kudüs işgal altında iken bir Müslüman nasıl olur da gülebilir, Kudüs işgal altında iken bir Müslüman nasıl olur da rahat uyku uyuyabilir, Kudüs işgal altında iken bir Müslüman nasıl olur da rahat bir yemek yiyebilir ve rahatça bir su içebilir…”

Eğer bugün de bu ümmetin bütün ferdleri bu duyguyla yaşar ve bunu hayatının bir parçası haline getirirse, etrafı Allah tarafından mübarek kılınmış olan bu şehir, Yahudilerin kirli ellerinden kurtulacaktır. İşgalin kırkıncı yılında elinden bir şey gelmiyorsa “farzet ki körsün…bir taş al ve at… Elinden bir şey gelmiyorsa günde bir ekmek parasını da mı bu dava için, Kudüs ve Filistin için ayıramıyorsun?… Her Müslüman’ın bu konuda bir şeyler yapabileceğine inanıyorum…Ancak kırk yıldır süren bu işgali unutmaz isek…

ahmet ağırakça 16/09/2007

 

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

28/12/2008 - bekleyin bizi..!!

Kategori: biz_ce

bekleyin bizi ey israil beklediğiniz her yerde

ve

bekleyin bizi ey israil beklemediğiniz her yerde!!!!!

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

14/11/2008 - cümleler yeter mi??

Kategori: nesir


beni çantama kitaplar doldurmuş halde gören o garip adam ne güzel söylemişti bana seneler önce..

“bak oğlum; çok fazla şey okuma, yapmaya çalış. öyle şeyler yap ki insanlar ellerindeki kitapları yırtsınlar ve senin yaptıklarını yazsınlar. kimse yeni bir şey söylemez. çünkü her şey söylenmiştir. ama yeni bir şey yapabilir.”

zaten o sıralar ben de bunları hissediyordum ama bana bu konuda cesaret verecek birisini bekliyordum. işte o günden sonra okumaktan ve bilmekten çok yapmaya başladım..

 

(ismail acarkan_ölümü özlemeyen aşkı anlayamaz)

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

13/11/2008 - destan..

Kategori: siir

Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak!

Haykırsam, kollarımı makas gibi açarak:

Durun, durun, bir dünya iniyor tepemizden,

Çatırtılar geliyor karanlık kubbemizden,

Çekiyor tebeşirle yekûn hattını âfet;

Alevler içinde ev, üst katında ziyafet!

Durum diye bir lâf var, buyurun size durum;

Bu toprak çirkef oldu, bu gökyüzü bodrum!

Bir şey koptu benden, şey, her şeyi tutan bir şey,

Benim adım Bay Necip, babamınki Fazıl Bey,

Utanırdı burnunu göstermekten sütninem,

Kızımın gösterdiği, kefen bezine mahrem.

Ey tepetaklak ehram, başı üstünde bina;

Evde cinayet, tramvay arabasında zina!

Bir kitap sarayının bin dolusu iskambil;

Barajlar yıkan şarap, sebil üstüne sebil!

Ve ferman, kumardaki dört kralın buyruğu:

Başkentler haritası, yerde sarhoş kusmuğu!

Geçenler geçti seni, uçtu pabucun dama,

Çatla Sodom-Gomore, patla Bizans ve Roma!

Öttür yem borusunu öttür, öttür, borazan!

Bitpazarında sattık, kalkamaz artık kazan!

Allah'ın on pulunu bekleye dursun on kul;

Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul.

Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa;

Yaşasın, kefenimin kefili karaborsa!

Kubur faresi hayat, meselesiz, gerçeksiz;

Heykel destek üstünde, benim ruhum desteksiz.

Siyaset kavas, ilim köle, sanat ihtilâç;

Serbest, verem ve sıtma; mahpus, gümrükte ilâç.

Bülbüllere emir var: Lisan öğren vakvaktan;

Bahset tarih, balığın tırmandığı kavaktan!

Bak, arslan hakikate, ispinoz kafesinde;

Tartılan vatana bak, dalkavuk kefesinde!

Mezarda kan terliyor babamın iskeleti;

Ne yaptık, ne yaptılar mukaddes emaneti?

Ah! küçük hokkabazlık, sefil aynalı dolap;

Bir şapka, bir eldiven, bir maymun ve inkılâp!


(Necip Fazıl Kısakürek 1947)

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

27/10/2008 - son söz..

Kategori: siir

Ve zaman döne döne

Gelmişti başlangıç noktasına

İlk yaratılış düğümüne

 

Mahlukatın var olduğu

Yüzü suyu hürmetine

Evrenin efendisinin

Kavuşmak vakti gelmişti sevgilisine.

 

Hayatın menbaı

Merhametin son durağı

Madeni, muhabbet ocağının

Ateşler içindeydi

Yatağında.

 

İltica etmişti sanki kainat

Kutsal tenine

Hayata şafak olan alnında

Ter taneleri

Her biri insanlık çilesinden

Bir haberdi sanki

Bir an oldu

Aralandı gözleri

Sonsuzu kuşatan bakışları

Süzdü ciğerparesi Fatımayı

Süzdü tek tek çevresindeki

Can dostlarını

Kıpırdadı dudakları dedi:

--- Ebubekir kıldırsın namazı

Sonra daldı daldı uyandı

son defa aralandı

Bakışları

Yöneldi bir noktaya

Karar kıldı bir noktada

Ve dedi:

--- Merhaba Ey Refik-i Ala !

 

Olacak oldu

Akıllar kamaştı

Kalbler tutuştu

Feryat ve figan gökleri tuttu

Çekti kılıcını Faruk olan

Sıçradı orta yere :

--- Kim derse " O ÖLDÜ" , öldürürüm!

 

Ayrılık ateşinden

Ateşin şiddetinden

Sanki bendler çözülmüş

Felekler çökmüştü

Şuur tutuşmuş

Akıl iflas etmişti.

 

Sonra Sıddık olan

Yetişti geldi

Baktı baktı yatağında hareketsiz yatan sevgiliye

Mağarada arkadaşına hicrette yoldaşına

Sonra baktı çevresine

Mahşerden önce mahşer hali yaşayan

Ashabına

Aline

 

Ebubekir dedi :

--- Ey nas , susun !

--- Kim ki Rasulullah’a tapmaktadır

--- Bilsin ki Rasul ölmüştür.

--- Kim ki Allah'a tapmaktadır

--- Bilsin ki Allah ölmez

--- Hayy ve Layemut'tur. ( Hayat sahibi ve Ölmez )

 

--- Ey nas, Susun!

--- " İnna lillahi ve inna ileyhi raciun."

 

Sonra eğildi sevgilisinin yüzüne

Sürdü bulutlanmış gözlerini

O güzellikler ülkesine

Baktı baktı ve dedi :

--- Hayatında güzeldin

--- Ölümünde güzelsin

--- Öldün

--- Bir daha ölmeyeceksin!

(Erdem Beyazıt)

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

taşıyamıyorum artık seni, sükûtun ağır yorgunluğu..

Muhabbet

Kategoriler

Arkadaşlarım

sessizyusuf
vaktivisal
feyne
sevgipinari01
askinadilenciyim
saklinciler
kelimelerinahengi
suspusunnotlari
uykusuzamasallar
bebenaz
havfvereca
birockhayalleri
mehmeteminay
krmzgl
birincitekilsahis
kelebeklersonsuzaucar
askinsahibi
esmalale
kalbitasfiye
altnsilsile